20 Ağustos 2010 Cuma

Bir İade-i Mektup Hadisesi


Ben, göndermiş olduğunuz bir mektubun iadesiyim. Üzerime yazdığınız adreste, üzerime yazdığınız isimde kimseyi bulamadım. Artık orada oturmuyormuş. Daha önce orada oturup oturmadığına dair herhangi bir delile de rastlamadım. Bundan sonra başka bir yerde oturup oturmayacağı konusunda da ciddi şüphelerim var. Aslını sorarsanız, böyle birinin var olduğuna pek inanmıyorum ben. Bana kalırsa siz, kafanızda yaşattığınız bir fikri, insan kılığına sokup dünyaya yansıttınız. Sonra da onun gerçek bir insan olduğuna inandınız. Hatta üzerime yazdığınız türden bir adreste oturduğuna da inandınız. Ama o orada oturmuyordu. O başka bir adreste de oturmuyordu. O dünyada değildi. Onu sizden başka gören yoktu. O sadece sizin kafanızın içindeydi. Orada yaşıyordu. Bütün o güzellikleri kafanızın içindeki biriyle yaşadınız. Onunla konuştunuz. Yollarda onunla birlikte yürüdünüz. Aslında baştan beri kafanızın içindeki biriyle konuşuyordunuz. Başkaları bunun sizin kendi kendinizle konuşmanızla aynı şey olduğunu düşünebilir. Sizin yazdığınız bir mektup olarak ben böyle düşünmüyorum. Bence siz kendi kendinizle konuşmuyordunuz. Siz kafanızın içindeki bir "sen"le konuşuyordunuz. Bu ikisi farklı şeyler... O kadar farklı ki, birincisine delilik, ikincisine yalnızlık diyor uzmanlar. Onlara sorarsanız, birincilerin bir düzelme şansı var, ama ikinciler tamamen umutsuz vaka! Bunu yüzünüze bu kadar keskin sözlerle söylemek istemezdim ama, siz de pek umut vaat etmiyorsunuz bana kalırsa. Benim, yani uzun bir seyahatten yeni dönmüş bir mektubun konuşmasını büyük bir sükunet içinde dinliyor olmanız dışında, deli olduğunuza dair tek bir delil yok ortada. Ama yalnızlık, doğrusunu is-terseniz yalnızlık paçalarınızdan akıyor sizin Sakın aksini söylemeye yeltenmeyin, bana etrafınızı saran kalabalıklardan filan söz etmeyin!.. Onlar gerçek değil, hepsi gölge... Aksine neredeyse ıssız denecek kadar tenha bir hayatınız var sizin. Zaman zaman siz farkında olmadan bu tenhalık o kadar canınızı acıtıyor ki, el yordamıyla gölgelerden birini diğerlerinden ayırıp onunla oynamaya başlıyorsunuz. Ona bir yüz çiziyorsunuz, iki çift göz, bir ince burun, tedirgin dudaklar... Size baksın, sizi görsün, sizinle konuşsun diye... Ama bir gölgenin ömrü ne kadar uzatılabilir ki... Sonunda kaybolup gidiyor gözünüzün önünden. Beni asıl hayrete düşüren, yıllardır kaybolan her gölgenin ardından yaşadığınız o sarsıntılı şaşkınlıklar... Bu şaşkınlıklar, her defasında gerçeğin kafanıza dank etmesini uzun zamanlar boyunca geciktirmeyi başarıyorlar. Acınası bir zayıflıkla bana benzeyen umutsuz mektuplar yazmaktan kendinizi alamıyorsunuz bir türlü. Ama hakkınızı yemeyeyim; gerçek olmasalar da, gerçeğe çok benzeyen adresler uyduruyorsunuz her defasında. Mesela zarfıma yazmış olduğunuz adrese ben bile inanacaktım neredeyse. Neyse ki, hayatın gerçekleri, hayallerin uzun boylu yaşamasına izin vermiyor. Neyse ki gölgeler hiçbir adreste ikamet etmiyor. Siz pek ayırdında olmasanız da, mektubunuz olarak ben gerçeğe sadakatimi kaybetmeyip, bir bumerang gibi hayallerinizi iade etmeyi başarabiliyorum. Yoksa işiniz daha da zor olabilirdi. Her insanın zaman zaman gerçeğe toslamaya ihtiyacı vardır. Bana inanın; sağınızda solunuzda küçük yaralar bereler açsa da, gerçek bu dünyada taşlanacak en emniyetli şeydir. Sizin hayatınızda daha heyecan verici bir misyonum olsun isterdim tabii; ama bir iade-i mektup olarak da sizin iyiliğinizi gözettiğimden hiç şüpheniz olmasın. Keşke elimden gelmiş olsaydı da, sayfalarım üzerine ilk harfleri kondurmak üzere kalemi elinize aldığınızda gerçeği kulağınıza fısıldayabilmiş olsaydım. Ama hayatın bir döngüsü var biliyorsunuz, biz ne kadar değiştirmeye çalışırsak çalışalım, her şey sonunda olacağına varıyor. Neyse, lafı uzatıp kederin yüzünüze vuran karanlığını daha fazla koyultmayayım. Yayından çıkan bir ok gibi muhayyel bir adrese postalanmış bir mektup olarak kendimi size iade ediyorum. Gölgelere kapılarak gerçeği kendinizden uzaklaştırmıştınız. Şimdi ben, sadece mektubunuz değil, bir bakıma gerçeğin de iadesiyim size. Hoyrat bir telaşla geri dönerken hayallerinizin kırılmasına sebep olduysam, beni lütfen affedin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder