Mevsimi geldi, vazgeçtim, sarardım, kurudum, dalımdan koptum. Şimdi hayatın en hafif yaprağı olarak, dünyanın en ağır çekimiyle aşağılara doğru düşüyorum. Daha uzun zaman böyle düşeceğim. Dünyanın çekimi ağırlaşacak, benim varlığım hafifleyecek. Bu düşme, ben hiç kalmayıncaya, dünya her yeri kaplayıncaya kadar sürecek. Ama olsun, güzel günler gördüm. Belki de sadece güzel günler gördüğümü sandım. İkisi arasındaki farkı, hiçbir kuru yaprak bilemedi bugüne kadar. Ben de bilmeyeceğim. Düştüğünü bilmek, insanın içini doldurmaya yetecek kadar büyük bir gerçek zaten. Bu kör noktada, boşluğun bu kaygan yüzeyinde, bu tarif edilemez hafiflikte, büyük ya da küçük başka hiçbir gerçeğe de ihtiyaç yok.
Dünyanın elini bıraktım ve işte düşüyorum. Çantamı hazırlamaya fırsatım olmuyor. Eşyalarımdan hiçbirini yanıma almıyorum. Sadece acıları alıyorum. Gövdemin kuru hafifliğini acılarla ağırlaştırmak istiyorum. Düşmeyi kolaylaştırmaya çalışıyorum. Savrulup gitmeyi istemiyorum. Serseri bir kurşun gibi toprağa saplanmak istiyorum. Ama saplanamıyorum. Kurşun hızında düşüyor ama toprağa saplanamıyorum. Çünkü ben düşmeyi tamamlamak üzere düşmüyorum. Ben düşmeyi çoğaltmak için düşüyorum. Toprağa saplanmıyor, durmadan düşerek kendime saplanıyorum.
Benim tercihim, düşerken hiçbir yerde durmamak... Ama hiçbir yerde!... Durursa önceki sözlerinin yankısı yetişiyor çünkü insana. Bu olmamalı! İnsan, sanki hiçbir şey söylemeye fırsatı olmamış gibi düşmeli! Karar vermiş gibi düşmeli! Ya da karar vermeye hiç fırsatı olmamış gibi düşmeli! Hiç durmadan!... Düşmeli!
Düşmeye başlamadan önce adet olduğu üzere küçük bir not bıraktım bir masaya. Aslında tam olarak not denemezdi ona, bir kağıdın üstüne alfabenin bütün harflerini bıraktım sadece. Bilirsiniz, " İŞTE BÜTÜN KELİMELER! anlamına gelebilir böyle bir not... Ama yine bilirsiniz, "İŞTE SİZE HİÇ KELİME!" anlamına da gelebilir. Ben her ikisini de kastettim sanırım. Ama yine de son sözü harfler söyleyecekler. Kime ne bıraktığıma onlar karar verecekler.
İnsan aynı zamanda bir yaprak olunca, kimsenin tabağına bir suç bırakamıyor. Aslında hiç kimse seni bu hale getirmiş olmuyor. Sen dönüp dolaşıp kendi yapraklığını bulmuş oluyorsun. Yapraklık böyle bir şey, daha en başta bir düşmeye tomurcuklanıyorsun. Aradaki her şey, bütün o kuruyup sararmalar, yaprağı düşmeye hazırlamak için...
Duyduğunu sandığın bütün o sesler bile...
Düşerken kendime soruyorum: Eskiden daha uzun bir ismim vardı, şimdi neden böyle kısacık kaldı?
Az daha unutuyordum; düşen bir yaprak görürsen... hiçbir şey hatırlama!
