O düğmeyi bulabilsem, zamanı biraz durdurabilsem, biraz düşünebilsem, belki de rahatlayacağım. Ama bulamıyorum. Zamanı durduramıyorum. Akıp giden günlerle birlikte akıp gidiyorum. Koşuşturmaktan yaşamaya fırsat bulamıyorum. Günleri birbiri ardına eklemekten kurtulamıyorum. Aralarından birini, bir pazartesiyi mesela, bir cumayı ya da çıkarıp alamıyorum. Biraz onunla vakit geçiremiyorum. Benim için özel bir pazartesi ya da bambaşka bir cuma olmalarını sağlayamıyorum. Tıpkı sürekli konuşan birinin hiçbir anlamlı cümleye sahip olamaması gibi, ben de bir tek anlamlı güne sahip olamıyorum. Böyle başka şeyler de var! Gitmek istiyorum ama gitmek için önce biraz durabilmem gerekiyor. Hiç duramadığım için gidemiyorum. Her şey o kadar birbirini izliyor ki!... Önce hiçbir şey yapmamayı başaramazsam, belki de hiçbir zaman istediğim şeyleri yapamayacağım. Her şey ucu ucuna eklendiğinde bitimsiz bir döngü çıkıyor ortaya. Şöyle bir şey: Sanki aklıma bir çok güzel şarkı geliyor; ama söylemekte olduğum şarkı hiç bitmediğinden, o şarkıları hiçbir zaman söyleyemiyorum. Uçsuz bucaksız bir istasyonsuzluğa terkedilmiş bir tren gibi çılgınca yol alıyorum karanlıklarda. Bu trenin içindekilere yolcu denebilir mi? Ya bu baş döndürücü döngüye yolculuk? Denemez. Hiçbir yere gitmiyor bu tren! Ya da hiçbir yere gidiyor! Ama nasıl olur, ben hiçbir yere giden bu trene bilet almadım ki!... Bindiğimi bile hatırlamıyorum aslında. Gözümü açtığımda bu trendeydim. Ya da gözümü kapadığımda.. Bu gerçekten bir tren mi? Gerçekten uzayıp gidiyor mu? Gerçekten hareket ediyor mu? Yoksa sadece içimden mi geçiyor hiçbir yere gitmeyen ya da sadece hiçbir yere giden bu tren? Bu trenden inmek için de zamanı durdurmak mı gerekiyor? Ama zamanı durduran düğmeyi bulamadım ki! Öyle bir düğmenin varolduğuna dair bir bilgiye de sahip değilim. Sadece olması gerekir diye düşünüyorum. Zamanı durduran bir düğme... İnilecek bir istasyon...
-Saatiniz kaç?
-Hiç.
Bu deniz neden sürekli burada duruyor? Dalgaları neden hep bu kıyıya vuruyor? Başka kıyı yok mu? Yoksa eğer başka kıyı, nereye gidiyor onca gemi? Nerede yitiyor onca gemi? Hep gemiler gidiyor, deniz burada kalıyor. Bir gün olsun takılmıyor peşine gemilerin. Beyaz köpüklerin... Azalarak biten neşeli tayfa seslerinin... Hayır gitmiyor peşine takılıp hiçbirinin... Ben kendimi bildim bileli buradan hiçbir yere gitmiyor bu deniz. Gözümü açıyorum hep bu deniz... Martılarla didişen hep bu deniz... Güneşi yutan hep bu deniz.. Mavinin dışında renk bilmeyen bu deniz... Bu adam neden sürekli burada duruyor? Neden dalgaların onu ürkütmüyor? Gideceği bir evi yok mu? yoksa eğer bir evi, nereye dalıp gidiyor gözleri? Nerede sönüyor o gözlerin feri? İçi çıkıp gidiyor, adam burada kalıyor. Bir gün olsun takılmıyor peşine hayallerinin. İçini ısıtacak ümitlerinin... Geçmişten gelen uğultulu seslerin... Hayır gitmiyor peşine takılıp hiçbirinin... Ben kendimi bildim bileli buradan hiçbir yere gitmiyor bu adam. Hangi dalgayla kıyıya vursam hep bu adam.. Hatıralarıyla didişen hep bu adam... Zamanı yutan hep bu adam... Sükûnet dışında ses bilmeyen bu adam...
-Denizi niye yakıyorlar?
-Gemileri yakmak için!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder